Hikaye parçacıklarının çarpışmasından açığa çıkan insan

Sıradan olanın büyüleyiciliği, ihtişamlı, tantanalı şeylere benzemiyor. Çok daha derin çok daha sarsıcı oluyor. En tekdüze, en sıkıcı insanın hikayesindeki durağanlık bile büyüteçle bakıldığında çarpıcı bir etki bırakabiliyor. Ya eşya, o farklı mı sanki? “Dili olsa da derler’’, dinlemeyi bilene neyin dili yok ki?  En sıkıcı hatıralarım muhtemelen bayram ziyaretleridir. Yılda en az iki defa... Continue Reading →

Elizabeth ve Benazir

Lisedeyken bir ara günlük tutmaya başlamıştım. Yaşadığım anları değil o gün olan ve önemli olduğunu düşündüğüm olayları not ettiğim, kendime ait bir arşiv oluşturmak istiyordum. Yazdığım şeylerin çoğunu hatırlamıyorum. Hatırladıklarımdan biri şöyle “Tarih….  2007, Benazir Bhutto suikast sonucu hayatını kaybetti.” Pakistan’ın ilk kadın başbakanı ünvanını taşıyan bir politikacının öldürülmesi liseli aklımla bana neden not edilmesi... Continue Reading →

Çok bilinmeyenli denklemlere teorik bir yaklaşım

Geçtiğimiz yıl ağustos ayında bir vesileyle şehrimizdeki üniversiteye gittim. Zaten şehrin bir adım dışında olan fakülte binası yaz tatilinin de etkisiyle hayalet bir yapıya dönüşmüş. Büyük bir kısmı cam olarak ağaçlık bir araziye inşaa edilen bina yazın bitmeyen güneşi vurdukça seraya dönmüş. Labirent gibi koridorlarda oradan oraya gideceğim yeri ararken o serin Norveç yazında kan... Continue Reading →

Evi dağılanın yurdu genişer mi?

İlk diz üstü bilgisayarımı 2008 yılında göçebe hayatıma başlamam şerefine babam aldı. Bir lise öğrencisi için en azından benim içinde bulunduğum ekonomik düzlemde ortalamanın üstünde bir hadiseydi dizüstü bilgisayar. Sanırım 2015’e kadar kullandım onu. Ayda bir kaç gün… O kadar anlamsızdı ki benim için bazen günlerce yerde durur, odamı süpürürken hiç kaldırmadan süpürgeyle üstünden toz... Continue Reading →

Ruhi’nin Dürbünü Veya Kahve Milletinin İnsanları

Teoman’ın İstasyon insanları şarkısının iz düşümü olacak paralel mekanlardan biri de zannımca kafeler. Dünya dediğimiz bu rüya aleminde yaşadıkları zamanın kesişmesi bile bir tuhafken, keyfe keder sebeplerden mekanı da kesiştiren insanların istasyonu. Kimi birini bekler, kimi kitap okur, kimi biriyle buluşur, kimi bilgisayarını açıp işini yapar. Hayatın içinde bir solucan deliği vazifesi gören kafenin kahve... Continue Reading →

Daisy’nin kaderi

Ursula K. Le Guin’in Uçuştan Uçuşa kitabında iki uçuş arasında havaalanında beklemekten sıkılan insanlar için tasarlanmış fantastik bir yolculuk yapma imkanından bahsedilir. Uzun uzun betimlenen o sıkıcı beklemeler, bu yeni imkanla insanın kendine sıradışı tecrübeler kattığı yolculuklara dönüşür. Havaalanlarında, otobüs - tren garlarında beklerken geçen zamanın, ses çıkarmadan yapılan uzun yolculukların sıkıcı olmakla fantastik bir... Continue Reading →

Bir kaybedenler kulübü olarak Norveç kreşleri

2021 yılının güneşli bir eylül sabahı erkenden kalktım. Hızlı bir hazırlanma faslını müteakip elimde kahve gözüm telefonda bilinmezlikler ve heyecan içinde oturuyorum. Birazdan telefon çalabilir ve hasta olan, kendini keyifsiz hisseden, çocuğuna bakması gereken veya pandemi kuralları gereğince karantinaya giren bir çalışanın yerini doldurmak üzere bilmediğim bir adrese kreş asistanı olarak çağrılabilirim.. 12 yaşından bu... Continue Reading →

Filmlerdeki gibi yazmak

Takvimlerde sonbaharın sonu olsada bizim karanlık ve kasvetli günlere çoktan giriş yaptığımız, oldukça karmaşık bir çalışma düzeninin içine düştüğüm bir dönemdi. İşe gidip gelirken nereden baksan dört saati otobüste geçiriyordum. Hava zaten hep karanlık! Aslında soğuktan bahsetmek bile istemiyorum ama eksi beş-altı derecede  beş-altı saat dışarıda kalmanın da üstümde büyük bir etkisi vardı. Bir yandan... Continue Reading →

Blog at WordPress.com.

Up ↑