‘Hayallerinden vazgeçme!’ Emir kipiyle üstümüze yapışmış onlarca slogandan biri. Hayallerinden vazgeçmeyip, o hayale ulaşmış kişilerin başarı hikayeleri ile dolu her köşe. Peki gerçekten akla uygun bir şey midir bu hayallerinden vazgeçmeme hali? Ben isyan bayrağını gönderde dalgalandırıyor ve şöyle diyorum; Yaşasın hayallerinden vazgeçebilenler! Hayaller, insan-ı kamil olma yolunda insanı ileriye taşıyabilme gücüne sahip. Bir hayali,... Continue Reading →
15 Soruda Sanat
Felsefe dersi sınavındayız, lisede. Başka bir branşın hocası gözetmen. Kalemlerin hareketinin çok ağır olduğunun farkında. Bize şöyle dedi ‘Eğer felsefe tarihine dair sorularsa karşılaştığınız, ve yapamıyorsanız çok üzücü, ama öğrendiğiniz felsefi yaklaşımlarla soruları çözmeniz bekleniyor ve yapamıyorsanız kendinizi suçlamayın. Bunun için bilgi yetmez.’ Bir konu hakkında okuma yapıp, okuduğunuz metni aklınızda tutabilirsiniz. Fakat aynı konuya... Continue Reading →
Kayıp kediler gazeli
Kitaplığımda şiir kitabı neredeyse hiç yoktur. Şiir okumak çok meşakkatli gelir bana hep. Fakat yıllar önce, henüz bir kedi sahibi bile değilken Üzgün Kediler Gazeli adlı şiir kitabına gönlüm kaymıştı bir kitapçıda. Lise edebiyat dersinden hatırladığım Haydar Ergülen’in kitabıydı. Kitaba adını veren şiirin bamteline dokunan dizelerinden biri de “Güz yüzlü bir kediniz olsun boşluğunuza tutunan,... Continue Reading →
Zaman Burgacı
Burgaç: su ya da hava akıntısının, önüne bir engel geldiğinde ya da karşılıklı olarak çarpıştıklarında çukurlaşarak, dönerek oluşturdukları çevrinti. Aslen Farsça olan ‘girdap’ kelimesinin Türkçe karşılığı olarak kullanılmış. ‘Zaman girdabı’ ifadesini çok duydum. ‘Zaman burgacı’nı da duyduğumu düşünüyordum ama internette kabaca aratınca bir sonuç bulamadım. Her ne kadar bu iki kelime anlam olarak birbirinin aynısı... Continue Reading →
Norveç’te 5 yıl
Dün itibariyle Norveç’te beş yılı doldurduk. Zehirli bir belirsizlik bulutunun üstümüze doğru hızla yaklaşmasıyla İstanbul’dan ayrıldık, birkaç ülke gezdikten sonra Norveç’te 7 nisanda demir attık. Yolculuk eve dönünce biten birşey, fakat rastgele vardığın bir yerin bir süre sonra ev olması durumu da bu tanıma eklenmesi gereken bir detay. Hem hiç evim yok, hem birden çok... Continue Reading →
Rüya Tabiri
Yüzlerce sayfadan olsuşan, kelimelerin saman sayfalara klasik daktilolardaki gibi monospace fontla basıldığı, mat yeşil renkli sert cildinde altın yaldızlı Kenz ül Menam başlığı parlayan, tabiri caizse tuğla gibi bir kitap; Rüya tabirleri. Annem, Arnavut komşusu taşınırken apartmanın girişine bıraktığı kitapların arasında bulmuş. Hemen sahiplenmiş. Benim hatırladığım hali sert cildinden kopmuş, bazı sayfaları eksik, bazı sayfalarında... Continue Reading →
Kayıp Göz
“Sen zaten uzaktasın” cümlesini karşıma koydum. İnce belli bardakta birer çay var önümüzde. O kadar çok duydum ve aklımdan geçirdim ki bu cümleyi, o artık müşahhas bir varlık. Akşam, soğuk. Dışarıda kar var. Bu soğukta sıcacık evde olmak başta olmak üzere katman katman utançların arasındayız. “Ne demek istiyorsun?” diyorum, kafam karışık. Sen de uzakta mı... Continue Reading →
Dervişler ve Sanatçılar
Henüz zaman yoktu. Herkes yan yana dizilmişti, herkes karşı karşıya gelmişti, herkes şöyle bir dolaşıp gelmişti, herkes aklıyla tanışmış hatta biraz akıl yürütmüştü, herkes ruhunu biliyordu, herkes nefsini tanıyordu, herkes kimden gelip kime gittiği noktasında hem fikirdi, herkesin bir tane fikri vardı zaten, herkes aynı cevabı vermişti ‘evet’. Tüm bunlar önce sonra sıralaması olmadan olmuştu,... Continue Reading →
Bir baltaya sap olmak veya olmamak, işte bütün mesele bu
İnsanoğlunun bu dünyadaki yegane hedefi bir baltaya sap olmaktır. İnsan doğar, büyür ve bir baltaya sap olur, sonra da ölür. Bir baltaya sap olmak her ne kadar tabii bir süreçse de, bir baltaya sap olamayan insanların varlığını da bilmekteyiz. Üstelik bir baltaya sap olamayan insanların tarihi hiç de öyle düşündüğümüz gibi yakın zamanla sınırlı değil,... Continue Reading →
Teklif
Martha neredeyse otuz yıl önce ABD’nin tantanası bol şehirlerinden birinde sanat okulunda genç bir Norveçliyle tanışır. Okul biter bitmez birlikte bir hayat kurmak için genç adamın memleketi olan Trondheim’a taşınırlar. “Bazen” diyor Martha, “Ben de bilmiyorum bunca yıl bu sessiz şehirde ne yaptığımı.” Her ne kadar bilmediğini söylese de bir çok iş sığdırmış bu sürece.... Continue Reading →
