Kayıp Göz

“Sen zaten uzaktasın” cümlesini karşıma koydum. İnce belli bardakta birer çay var önümüzde. O kadar çok duydum ve aklımdan geçirdim ki bu cümleyi, o artık müşahhas bir varlık.  Akşam, soğuk. Dışarıda kar var. Bu soğukta sıcacık evde olmak başta olmak üzere katman katman utançların arasındayız. “Ne demek istiyorsun?” diyorum, kafam karışık. Sen de uzakta mı... Continue Reading →

Dervişler ve Sanatçılar

 Henüz zaman yoktu. Herkes yan yana dizilmişti, herkes karşı karşıya gelmişti, herkes şöyle bir dolaşıp gelmişti, herkes aklıyla tanışmış hatta biraz akıl yürütmüştü, herkes ruhunu biliyordu, herkes nefsini tanıyordu, herkes kimden gelip kime gittiği noktasında hem fikirdi, herkesin bir tane fikri vardı zaten, herkes aynı cevabı vermişti ‘evet’. Tüm bunlar önce sonra sıralaması olmadan olmuştu,... Continue Reading →

“Önce söz vardı”: Roma

İnsanın ilk aklına gelen hava sıcaklığı oluyor İskandinavya’dan ayrılırken. Burada kaç derece orada kaç derece. Sonra gün uzunluğu. İnce yağmurluklarla, kaşe montlarla geçirilebilecek bir kış düşüncesi ilk başta diğer tüm heyecanları bastırıyor. Yolculuk için kitap seçmek zor olmuyor bu defa. İtalyan edebiyatından kitaplığımda kış için ayırdığım kitaplardan biri ismiyle yola çıkmaya benden önce hazırlanmış gibi,... Continue Reading →

Teklif

Martha neredeyse otuz yıl önce ABD’nin tantanası bol şehirlerinden birinde sanat okulunda genç bir Norveçliyle tanışır. Okul biter bitmez birlikte bir hayat kurmak için genç adamın memleketi olan Trondheim’a taşınırlar. “Bazen” diyor Martha, “Ben de bilmiyorum bunca yıl bu sessiz şehirde ne yaptığımı.” Her ne kadar bilmediğini söylese de bir çok iş sığdırmış bu sürece.... Continue Reading →

Lviv

şehirden geriye kalanlar, bir kitabın arasında buraya kadar benimle gelmiş Lviv’e dair bir yazı yazacağım. Aklıma daha önce mekan belirtmeden paylaştığım bir Lviv fotoğrafı geliyor, bakmak istiyorum. 2020’nin nisan ayında yaptığım paylaşımın altına şöyle yazmışım: “Olup bitenler, bitmeyenler, olmuş gibi görünenler… tercihler, sonuçlar, reklamlar. Bu fotoğrafı ben çektim. Haritalar üzerinde var olan bir yer yani.... Continue Reading →

Hikaye parçacıklarının çarpışmasından açığa çıkan insan

Sıradan olanın büyüleyiciliği, ihtişamlı, tantanalı şeylere benzemiyor. Çok daha derin çok daha sarsıcı oluyor. En tekdüze, en sıkıcı insanın hikayesindeki durağanlık bile büyüteçle bakıldığında çarpıcı bir etki bırakabiliyor. Ya eşya, o farklı mı sanki? “Dili olsa da derler’’, dinlemeyi bilene neyin dili yok ki?  En sıkıcı hatıralarım muhtemelen bayram ziyaretleridir. Yılda en az iki defa... Continue Reading →

Oslo

Bu binanın kapısını 2018 yılında paylaşmıştım Ara ara insan bir şeye dadanır, bir oyuna, bir çikolataya, bir diziye, bir yazara… Ben de bir ara farklı kapıları fotoğraflamaya başlamıştım. Çocukken evimizin girişi kapısında ahşaptan oyma bir levha vardı; ‘’ Ey kapıları açan Allahım, bize hayırlı kapılar aç’’ Bu levhanın da etkisi var mı bilmiyorum ama kapılar... Continue Reading →

Elizabeth ve Benazir

Lisedeyken bir ara günlük tutmaya başlamıştım. Yaşadığım anları değil o gün olan ve önemli olduğunu düşündüğüm olayları not ettiğim, kendime ait bir arşiv oluşturmak istiyordum. Yazdığım şeylerin çoğunu hatırlamıyorum. Hatırladıklarımdan biri şöyle “Tarih….  2007, Benazir Bhutto suikast sonucu hayatını kaybetti.” Pakistan’ın ilk kadın başbakanı ünvanını taşıyan bir politikacının öldürülmesi liseli aklımla bana neden not edilmesi... Continue Reading →

Çok bilinmeyenli denklemlere teorik bir yaklaşım

Geçtiğimiz yıl ağustos ayında bir vesileyle şehrimizdeki üniversiteye gittim. Zaten şehrin bir adım dışında olan fakülte binası yaz tatilinin de etkisiyle hayalet bir yapıya dönüşmüş. Büyük bir kısmı cam olarak ağaçlık bir araziye inşaa edilen bina yazın bitmeyen güneşi vurdukça seraya dönmüş. Labirent gibi koridorlarda oradan oraya gideceğim yeri ararken o serin Norveç yazında kan... Continue Reading →

Blog at WordPress.com.

Up ↑