Zaman Burgacı

Burgaç: su ya da hava akıntısının, önüne bir engel geldiğinde ya da karşılıklı olarak çarpıştıklarında çukurlaşarak, dönerek oluşturdukları çevrinti. Aslen Farsça olan ‘girdap’ kelimesinin Türkçe karşılığı olarak kullanılmış.

‘Zaman girdabı’ ifadesini çok duydum. ‘Zaman burgacı’nı da duyduğumu düşünüyordum ama internette kabaca aratınca bir sonuç bulamadım. Her ne kadar bu iki kelime anlam olarak birbirinin aynısı olsa da çağrışım yönüyle ayrıldıkları noktalar var. Zira matkap ucuna burgu deniliyor ve burgaç kelimesi bende katı, sert cisimlerin de oyulmuş halini hatırlatıyor. 

Zaman hızlı ‘akıyor’, bir türlü geçmezken bile hem de. Kimilerine göre liner bir çizgi zaman, dümdüz. Gelişmek, ilerlemek için daima ileriye koşmak lazım. Bu düz çizgi üzerinde ‘geçmişte’ kalan her şey ilerlemenin önünde bir engel. “Geçmiş geçmişte kaldı” veya “Karpe diem”.

Her şey bir yana zaman bir yanılgı. “Ve insan yanıldı” daki yanılgı zamanla ilintili bile olabilir. Anladığımız, anlamadığımız, anladığımızı sandığımız, yanlış anladığımız her şey zamanın içinde. Unutmak zamanın içinde. 

Tanpınar “Billûr bir âvize Bursa’da zaman.’’ derken zihinlere çakılı kalacak bir zaman tasviri yaptığının muhtemelen farkındaydı. Bir başka şiirinde de “yek pare bir an” dan söz eder. Üst üste yığılmış, katılaşmış, ne ileri ne geri hareket etmenin mümkün olmadığı, fakat aynı zamanda berrak, parıltılı görür zamanı. 

Her ne kadar Tanpınar’ın cazibeli tasvirleri aklımı çelse de, ben daha başka bir zaman görüşüne daha yakın konumlandırıyorum kendimi; Helezonik zaman. Kimilerine göre zaman sarmal bir yörüngede hareket ediyor. Mesela her haftanın aynı günü aynı noktaya geliyor. Yıllar birbirinin üstüne binmiyor da, birbirini tekrar ediyor. Yıl dönümlerini özel bir gün olarak görmek daha anlamlı oluyor bu teoride. Hatta belki de bu yaklaşım Tanpınar’ın “Ne içindeyim ne de büsbütün dışında” dediği zamana daha uygun. İnsan ortada duruyor, zaman etrafında dönüyor. O kadar hızlı dönüyor ki zaman, bir girdap oluşturuyor. Dokunmaya kalksan elini yutacak. Görmeye çalışsan başını döndürecek. Çıkardığı sesi duymayı denesen de nafile, çünkü kulakların işitemeyeceği yükseklikte frekansı. Öylece yerinde durdukça zaman girdabında savrulabilir insan. Veya etrafındaki girdaptan korunmak için küçülür, küçülür. Fakat bir seçenek daha var, o da zamanla beraber hareket etmek. Onun yörüngesini sıkı bir şekilde takip etmek. Günle, haftayla, ayla, yılla beraber dönmek. Bilmek güven verir ya hani, bindiğin yörüngeye vakıf olup güvenli bir hayat yaşamak güzel bir seçenek olabilir.

Bazen de girdap yerine burgaç kelimesini kullanmak istiyorum. ‘Zaman burgacı.’ O zaman işin rengi, zamanın mekanı değişiyor. Zaman insanın etrafında dönmüyor da içinde dönüyor. Bir burgaç çünkü o. Dönerken bir şeyi delecek, bir oyuk oluşturacak. İnsanı çevreleyen değil, çamurdan bir heykelmişçesine oyarak şekil veren, içinde döndükçe boşluklar açan bir rol üstleniyor zaman. Yine sarmal, yine aynı teori ama anlamı aynı olsa da bir kelimenin başka bir kelimeyle yer değiştirmesi, algıyı temelden değiştirebiliyor. Burgaç kelimesi, içimde zamanla oluşan oyukları gördükçe daha yerinde geliyor bana. Bu oyuklar sayesinde anıları, tecrübeleri, bilgiyi ve hikmeti üstümüzde taşıyabiliyoruz. Her geçen anın içimizde açtığı oyuğu o an yaptığımız şeyle dolduruyoruz. Yaptığımız şey neyse, biz o oluyoruz. Burgu döndükçe dönüyor. Can acıtıyor, ‘yaşlandırıyor’ ve nihayetinde dönüştürüyor. Etrafımızda değil, bizzat üstümüzde ne yapacaksa yapıyor. Taş bir çeşmeyi aşındıran, delen su gibi zaman da sürekliliğinden güç alıyor. Biz üstümüzde açılan oyuklara göre hesaplıyoruz zamanı, ama dışarıdan bakınca hesaplanabilir bir şey değil, billûr yek pâre bir âvize. Belki Tanpınar dışarıdan baktığı için böyle demişti.

Zaman saatin tik taklarından fazlası, efsunlu bir muamma. 

Leave a comment

Create a free website or blog at WordPress.com.

Up ↑