Gezmek I: Şehir

İlkbaharın ilk günleri soğuk hatta karlı oluyor bizim buralarda. İşte böyle bir ilkbaharda, soğuk ve karlı bir gece vakti yaz tatili planımızı netleştirmek için bilgisayarın başına geçtik. Niyetimiz komşu ülke Danimarka’nın başkenti Kopenhag’a 4-5 günlük bir seyahatti. Yaz tatilinin ‘tatil’ kısmında bize yetecekti bu gezi. Biletlerimizi aldık, yaz tatilimiz artık e-posta kutusunda güvendeydi. Bir zaman sonra şunu düşündüm:

Aklımdan hiç kızgın kumlardan serin sulara atlamalı, taze sıkılmış meyve sularının içinde yüzen buzların serinliğinde güneşlenmeli bir tatil planı yapmak geçmemişti, neden? Böyle bir tatilin de insana çok iyi gelen yanları vardı muhakkak. Ama neredeyse takıntı derecesinde bir arzuyla bir şehre gitmek istiyordum her seferinde. Ne arayacaktım komşu ülkenin başkentinde? Dinlenmek mi istiyordum yoksa mesele uzaklaşmak mıydı? Zaten uzakta değil miydim? Başlangıç noktamız neresiydi ki mesafeleri uzak yakın diye ayırıyorduk? Çıkış noktamız adres kayıt sistemi miydi? Asıl soru, ben şehir gezmeyi neden arzuluyordum? 

Şehir gezmek, hayır, adres kayıt sistemindeki adresinden uzaklaşmak değildi. Çünkü insan kayıtlı olduğu şehri de gezebilir, hem de defalarca… Şehir gezmek, yani bir şehrin sokaklarında yürümek, nazarını kendinden uzaklaştırmaktı. Başkalarının evlerine, pencerelerine, giriş kapılarına bakmak. Başkalarının arabalarıyla, her gün bindikleri otobüslerle, bisikletleriyle karşılaşmak. Başkalarının hergün ekmek aldıkları fırınları, marketleri görmek, raflarında ne varmış diye bakmak. Başkalarının sık sık yediği yemekten ilk kez tatmak, her yorulduğunda oturup dinlendiği, güneşli bir günde kitabını dergisini karıştırdığı parkta belki hayatında tek bir sefer oturup soluklanmak.

Başkalarının ibadethanelerini gezmek, Tanrıyla ilişkilerine, onu kabulleniş ve reddediş şekillerine bakmak. Başkalarının belediye binalarını, belki meclislerini, varsa saraylarını görmek; başka başka toplumların nasıl yönetildiklerini kavramaya çalışmak. Şehir gezmek başkalarının başka bir biçimde var oluşunu kabullenmek, onları anlamaya çalışmaktı. Şehir gezmek, çöp kutularının, parktaki bankların, yüksek binaların su oluklarının zaman içinde nasıl değiştiğini gözlemlemek. Söz konusu şehrin tarih içindeki deviniminin insanların günlük hayatına nasıl yansıdığını anlamaya çalışmak. Binaların birbiriyle uyumundan veya uyumsuzluğundan, en güzel bulduğun binanın yapıldığı yıldan, toplumun medeniyet algısına dair doğru veya yanlış çıkarımlarda bulunmaktı.

İnsanın insanla ve mekanla olan münasebetinde konumunun ne olduğunu anlaması için şehir gezmek en önemli etkendi belki de. Şehir gezmek, başka hayatları, başka günlük yaşam kodlarının varlığını aynel yakin görmek. Dönüp kendi evimin kapısının kilidine anahtarı geçirdiğimde bir evim olduğunu, kapısını, marketimi, ekmeğimin suyumun tadını, komşularımın huyunu, konuştuğum dilin kulağa nasıl geldiğini, hissedilen sıcaklığın derece üstünde aynıyken tenimin üstünde farklı olduğunu fark etmekti şehir gezmek. İçinde bulunduğum mahallemi, şehrimi, ne kadar farklı mahalle ve şehirle kıyaslayabilirsem o kadar iyi tanırım. Ne kadar farklı yaşam tarzı görürsem kendi yaşam tarzım hakkında o kadar çeşitli çıkarımda bulunabilirim. Şehir gezmek kendimi tanımaktı.

Yalnızca öğrenmeyi değil, fark etmeyi ve anlamayı da varlık amacıma eklediğimde şehir gezmek bir şey ifade ediyordu. Eğer dünya dediğimiz sahne kendini tanımak ve yaratıcıyı bulmak için kurulduysa, ki benim için öyle, şehir gezmek tam da ihtiyacım olan şey. Pencerelere dışarıdan bakmak, bir sokağa öylesine girmek, otobüsten daha önce hiç inmediğim bir durakta inmek, kendimi uzaktan görmek demek. Etraftaki insanlara ve eşyalara dikkatle bakmak, dinlemek, belki anlamak. Kendimle tanışmak. İnsanların çeşitliliğinin, renkliliğinin ten renginden bağımsız olduğunu şehir şehir mahalle mahalle görmek. Bir tutku şehir gezmek.

Leave a comment

Create a free website or blog at WordPress.com.

Up ↑