Martha neredeyse otuz yıl önce ABD’nin tantanası bol şehirlerinden birinde sanat okulunda genç bir Norveçliyle tanışır. Okul biter bitmez birlikte bir hayat kurmak için genç adamın memleketi olan Trondheim’a taşınırlar. “Bazen” diyor Martha, “Ben de bilmiyorum bunca yıl bu sessiz şehirde ne yaptığımı.” Her ne kadar bilmediğini söylese de bir çok iş sığdırmış bu sürece. Son yirmi beş yılı akademide geçmiş. Bir yandan da şiir yazmış, ama kitap çıkartmak istememiş ilk etapta. Kurcalamış, oynamış imkanlarla; farklı açılardan bakmaya çalışmış kendi akademik alanı olan dizayna. Ortaya farklı bir iş koymak istemiş. Nihayetinde Cam Ağaç adlı sıradışı kitabı çıkmış. Kitabı sıradışı yapan farklı kültürlerden gelen onlarca farklı çocuğun, Martha’nın şiirlerini kendi dillerinde okuduklarında zihinlerinde canlanan resimleri yapmaları ve bu resimlerin de şiirlerle beraber basılması. Çocuklar okudukları şiirlerden en sevdiklerini seçip onunla ilgili resim yapmışlar. Çocukların aynı şiiri ne kadar farklı görselleştirdiklerini görmek sıra dışı. (Benim için bile böyleyse, pedagojiye gönül verenleri siz düşünün!) Beş yıldan fazla sürmüş kitabı basım sürecine taşımak. Beş yıl, kim bilir ne heycan. Ne kadar satmıştır kitap? Neyse.

Martha’yla kültür çeşitliliği olan toplumlarda sanat çocuk ilişkisine dair bir organizasyon yapmak için bir araya geldik. Hedef kitlemizin kim olduğunu netleştirmeye çalışırken bir anısını anlattı bana. Buralarda uyuşturucu bağımlılığı sebebiyle iş hayatına giremeyenler geçimlerini sağlamak için sokaklarda dergi satıyor, bilirsiniz. İşte böyle bir dergi satıcısıyla günlerce üst üste denk geliyor Martha. Her seferinde adımlarını yavaşlatıp gözlemliyor satıcıyı. “Sorgenfri almak ister misiniz?” Aynı soru nezaket içinde, hastalıklarla çarpılmış bir yüze rağmen gülümseyerek kaç kez sorulur? Martha gidip tanışıyor dergi satıcısı delikanlıyla. “Neredeyse herkes hayır diyor, motivasyonun hiç düşmüyor mu?’’ diye soruyor. Cevabı Martha’nın kulak küpesi olmuş yıllarca. Ne zaman yeni bir işe girişse bunu hatırlarmış. “Ben sadece onlara bir seçenek sunuyorum. Evet veya hayır demek onların seçimi. Benim için önemli olan bu seçeneği sunmaya devam etmek.’’ Ayrıldıktan sonra çok etkilenmiş, teşekkür etmek istemiş ama bir daha denk gelmemişler.

Belki zamanın daha hızlı aktığı bir döneme denk gelişimizden, belki de artık benim yaşımın ortalama ömrün ortalarına yaklaşmasından, daha çok savrulmaya şahit oluyorum her gün. Dün dediğini bugün inkar edenler, değer yargılarını sorgulayacağım diye yola çıkıp tamamen tüketenler, açık görüşlüyüm deyip kendisine hak vermeyen herkesi kör ilan edenler…başka şeylerle değil bizzat kendisiyle çelişenlerin çelişki yumaklarına bir gün olmasa ertesi gün ayaklarım takılıyor kesin. Ama konumuz karmaşa yumakları değil, seçenek sunmak. Çünkü konu olmayı hak eden insanlar bir şey sunan, sunmaya devam eden, ve sunulan seçenekleri ölçüp tartanlar. Günümüzde tüm dünyada akla gelecek hemen hemen bütün değer yargılarının ve ideolojilerin çarpıtılıp güç unsuruna çevrildiği bir gerçek. Ben seçimimi bu gerçek karşısında yozlaşmayı yüceltmekten yana yapmıyorum yalnızca. Tepkisiz kalmak, görmezden gelmek, anı yaşamak gerçekten çözüm mü? O dergiyi satın alıp almamak gibi, satıcısına ‘hayır teşekkürler’ demek de bir seçeneki. Evet insanlar zor, zorluyoruz muhatabımızı. Ama hayatta olduğuna dair bir işaret vermekdikten, ses çıkartmadıktan, hareket etmedikten sonra ömrümüzün nasıl bir değeri kalacak ki elimizde?

Bu hayatta öğrenebileceğimiz en iyi şey kendimizi bilmektir belki de. Ben bir ölümlü olarak sınırlı hayatımı anlamlı kılacak şekilde ‘hareket’ etmek istiyorum. Dünya bizler gibi insanlarla dolu, ama yine de her insan biricik. Kopyala yapıştır hayatlar bana soğuk geliyor, yerinde sayan yaşanmamış hayatlar, neden koşturduğunu anlamadan koşturup durulmuş hayatlar da. Hepsi bu aslında. Çok okuyan mı çok gezen mi daha çok bilir, bilemiyorum. Ama etrafında olup bitenleri anlamaya çalışan, ara ara içine dönen; neyi neden yaptığını, neye neden ‘öyle’ tepki verdiğini bilen insanlarla oturup kalkmayı seviyorum. Oturup kalktığında hayır konuşan, hayrı tavsiye eden insanlarla olduğumda günüm hatta ömrüm bereketleniyor sanki. İçimde yetişen tüm yabani otlara, ruhumda uzayıp giden ıssız çöllere rağmen, hayal kırıklıklarına, ara sıra gelen çiğ insan kokusuna rağmen, insanlarla olmak, insanlardan bir insan olmak güzel şey. Hayatta bir dergi kadar da olsa seçenekler sunmuş bir insan olarak var olmak güzel şey.

Leave a comment