Elizabeth ve Benazir

Lisedeyken bir ara günlük tutmaya başlamıştım. Yaşadığım anları değil o gün olan ve önemli olduğunu düşündüğüm olayları not ettiğim, kendime ait bir arşiv oluşturmak istiyordum. Yazdığım şeylerin çoğunu hatırlamıyorum. Hatırladıklarımdan biri şöyle “Tarih….  2007, Benazir Bhutto suikast sonucu hayatını kaybetti.” Pakistan’ın ilk kadın başbakanı ünvanını taşıyan bir politikacının öldürülmesi liseli aklımla bana neden not edilmesi gereken tarihi bir an olarak görünmüştü diye düşünüyorum. Tehditler, sürgünler, ölümler, hapisler bir yandan akıp gitmişken şu veya bu motivasyonla Bhutto asla vazgeçmemişti. Yapmak istediği şey her neyse -politikası hakkında bir bilgim yok- masaya hayatını koyup öyle devam etmişti. Günlüğe geri dönersek başladığım bir çok şey gibi devam ettiremedim bu günlük macerasını. Zaten ölüm ilanlarıyla yargılama tutanakları gibi bir şeye dönüşmüştü kısa sürede, kayboldu gitti. Eğer hala elimde olsaydı geçtiğimiz perşembe ayrı bir sayfa ayırır “08.09.2022 İngiltere kraliçesinin ölümü resmi olarak ilan edildi” yazardım. 

Kraliçe’nin ölümünden bana ne diyenler olsa da şu bir hakikat ki perşembe günü öyle veya böyle herkes kraliçeden bahsetti. En kötü ihtimalle kendisini neden ‘umursamadıklarını’ anlattılar, neden ‘sevmediklerini’ dile getirdiler. Kimisi neden çok kıymetli bir şahsiyet olduğunu anlatıp fotoğraflarını paylaşırken kimisi de eli kanlı alnı karalı karikatürler buldu arşivlerden. Dünya bir süreliğine son kez Kraliçe II. Elizabeth’in etrafında döndü. Ben de nasibimi aldım tabii. Bir kaç saat boyunca aralıklarla da olsa Krallık’tan gelecek haberlerdeydi gözüm. Bir kaç tweet attım, bir kaç tweet beğendim. Bir hafta boyunca sabah kahvaltılarında kuru fasulye yiyip üstüne sütlü çay içelim geyiği yaptım. Bu işin helva kavurmakla çözülemeyecek kadar büyük bir mesele olduğunu iddia ettim. Bir yandan da evet etkilendim bu ölümden. “Sana da kalmadı bu dünya” insanın ilk aklına gelen şey ama bu değildi etkileyici olan şey. Kimseye kalmayacak bu dünya, tamam. Herkesin bir ömrü var işte. Evet biliyorduk zaten bunu. 

Tarihe tanıklık etmiş büyük bir ikondu Kraliçe. Washington Post “Kraliçe ve 13 başkan” diye başlık atmış, bu yetmiş yıllık saltanatta ‘gelip geçen’ başkanları haberleştirmiş. Kimler geldi kimler geçti, ama o hep vardı. Ne var ki bu düşünce fotoğrafın bir parçasını gösteriyor yalnızca. Kendi içinden bakınca ne monarklar geldi geçti, monarşi hep vardı. Kraliçe’nin ölümünü Kral III. Charles duyurdu. Sürekliliği olan şeyler kıymetlidir, insana umut verir. Sürekliliği olan fikirlere insanların ikna olması daha kolay. İbadetin bile az da olsa sürekli olanı tavsiye edilmiş. Sürekli olan şeyler ebediyet fikrine de daha yakındır. 

İnsanoğlu olarak ebediyetle bir alıp veremediğimiz olduğu herkesin malumu. Geçici olan şeylerden usanıyor, kalıcı olanın arayışından bıkmıyoruz. Farkındalık derecesine göre kimisi mal, makam, şöhret, konfor peşinde kimisi irade, kudret, ilim, sanat peşinde, kimisi her iki taraftan biraz biraz… Hepimizin ortak derdi ebedi olmak. Hepimizin ortak derdi devam etmek, çoluk çocuğa karışmak, silinmesi yasal olmayan bir esere imza atmak, ses olmak sonra da olduğu sesi duyurmak. Uçsuz bucaksız tarlalarına bakan, huşuyla bir sanat eseri karşısına geçen, idealleri uğruna masaya hayatını koyan kişilerin ortak bir ebediyet hazzında buluşma ihtimalleri oldukça yüksek. Var olmak, evet çok büyük. Ama o varlığı sürekli kılmak varlıktan daha büyük belki de. Dag Solstad’ın Profesör Andersen’in Gecesi’nde ‘İbsen’i çok harika bulduğumuzdan değil onun hala sergileniyor olmasını görmekten haz aldığımız için, bize ebediyete dair umut verdiği için koşuyoruz peşinden’ mealinde bir İbsen yorumu vardı. 

Rusların çar, Türklerin padişah muhabbetlerinin bitmemesinin geri kafalılık değil de bir de bu açıdan düşünmek lazım. Sürekliliği olan şeylere antitez oluştururken insanlarını bu duygularını ne kadar tatmin ettiğini göz ardı etmemek lazım. Aynı örneği tersten okumak da mümkün. Saltanatın devam etmesini teklif ederken bunun sürdürülebilirliğine dair ne sunuyorsun? Norveç’in İsveç’ten bağımsızlığını ilan ettikten hemen sonra Danimarka prensini ülkeye kral olarak davet etmesini gülünç bulanlar var. Norveç gibi bir ülkede monarşi ağının nasıl bir önemi olabileceğini göz ardı edip sadece karikatürize etmek işin kolay kısmı. Enstitüleriyle, eserleriyle, idolleri – monarklarıyla var insanoğlu! Sırtını yaslayacağı, herkes gitse bu burada kalır diye düşüneceği bir hayali güce ihtiyacı var. Ölümlüğün acısını unutturacak bir teselliye ihtiyacı var. 

Elizabeth’le Benazir’in yollarını kesiştirdim hayalimde. Ne olursa olsun kapı gibi baş koyduğu yolda kalma fikrini düşündüm. Bir şeyi devam ettirmek için kendilerinden vazgeçişlerinden. Nerden geldi aklıma bilmiyorum. Bazen kuyruğu birbirine değmeyen tilkilerle vakit geçirmek lazım. Tüm bu tantanadan payıma düşen insanoğlunun çıldırırcasına ebediyeti arzulamasına bir kez daha şahit olmak oldu. Sıradan bir insan olarak yaptığım, yapmak istediğim şeyleri devamlılık sepetine yerleştirmek için bir motivasyon…

Leave a comment

Create a free website or blog at WordPress.com.

Up ↑